3-4 gün önce girdiğim mülakat deneyimimi sizinle paylaşmak istiyorum arkadaşlar. Daha önce THY İngilizce mülakatına girip elenmiş biri olarak, bu kez iyi hazırlanıp girdim. Önce boy-kilo ölçümü yapıldı, ardından İngilizce mülakatı için bir odaya alındım.
İçeride genç bir hanımefendi vardı. “Hello, hoş geldin, nasılsın, şu an kendini nasıl hissediyorsun?” gibi sorularla başladı. Ardından “Kendinden bahset” dedi. Ben de bu soruyu beklediğim için hazırladığım konuşmayı anlatmaya başladım. Bir süre sonra, sanırım ezber konuştuğumu fark etti ve sözümü kesip “5 gün önce neredeydin, ne yapıyordun?” diye sordu.
Arkadaşlar, soruyu anlamak gerçekten çok önemli. Neyse ki ben soruyu anladım ve “5 gün önce de İstanbul’daydım, annemle birlikte şehri geziyordum” dedim. Sonrasında “Annenizin en sevdiği bir yer var mı?” diye sordu. Ben de Taksim İstiklal Caddesi’ni sevdiğini; geniş, hareketli ve canlı bir yer olduğunu söyledim.
Daha sonra çocukluğumdan bahsetmemi istedi. “Nasıl bir çocukluk hayatın vardı?” diye sordu. Ben de Y kuşağından olduğumu söyledim ama “Y” harfini yanlış telaffuz ettim. Beni düzeltti, gülümsedi. Ben de “Kusura bakmayın, my mistake” dedim ve devam ettim. Çocukken hep dışarıda olduğumuzu, eve zor girdiğimizi, dışarıda oyun oynayan son nesil çocuklardan biri olduğumuzu anlattım. Şimdiki çocukların ise daha çok tablet ve benzeri cihazlarla vakit geçirdiğini söyledim.
Bunları örneklerle anlatınca karşımdaki kişinin İngilizcemi artık daha iyi değerlendirdiğini hissettim. Zaten o andan sonra ortam mülakattan çok sohbete dönüştü. “Evet, çok haklısın” gibi karşılıklar verdi. En sonunda da “Tanıştığıma çok memnun oldum” dedi ve çıktım.
Ardından görevli geldi ve mülakatımın olumlu geçtiğini, kurul mülakatı için başka bir odada beklemem gerektiğini söyledi. Ben içeri girmeden önce İngilizce mülakatta elenen insanları görmüştüm. Bu yüzden çok gergin girmiştim. Ama aslında sakin kalmak ve soruyu anlamaya odaklanmak gerekiyor. İnanın, en önemli nokta soruyu doğru anlamak. Çünkü cevabı eksik ya da hatalı verseniz bile kendinizi yine bir şekilde ifade edebilirsiniz. Gramer konusunda da aşırı kasmayın; önemli olan iletişimin akması.
Kurul mülakatı için ise ne söylesem az kalır. Çünkü çıkan kişilere “Ne sordular, neler dediler?” diye soruyorduk. Herkes farklı şeyler anlatıyordu. Sonra fark ettik ki kimseye birebir aynı sorular sorulmuyor. Yani içeride sizi neyin beklediği tamamen sürpriz.
Tabii ki sizi tanımaya yönelik sorular geliyor; “Kendinden bahset” gibi sorular neredeyse kesin. Ama sonrası tamamen değişebiliyor. Sorularla sizi zorlayabiliyorlar, bazen baskı kurabiliyorlar. Bir yandan da verdiğiniz tüm cevapları bilgisayara not alan bir görevli oluyor.
Ben iş hayatımda karşılaşıp çözdüğüm bir soruya dair bir örnek anlattım. Onlar da bunu bilgisayara yazdı. Sonra durup “Daha iyi bir örnek geldi aklıma, onu anlatabilir miyim?” diye sordum. Onlar da “Ne yazık ki cevabınızı zaten kaydettik” dediler. Yani cevaplarınızı sonradan değerlendirmek üzere kayıt altına alıyorlar.
Herkes için hayırlısı olsun arkadaşlar.
İçeride genç bir hanımefendi vardı. “Hello, hoş geldin, nasılsın, şu an kendini nasıl hissediyorsun?” gibi sorularla başladı. Ardından “Kendinden bahset” dedi. Ben de bu soruyu beklediğim için hazırladığım konuşmayı anlatmaya başladım. Bir süre sonra, sanırım ezber konuştuğumu fark etti ve sözümü kesip “5 gün önce neredeydin, ne yapıyordun?” diye sordu.
Arkadaşlar, soruyu anlamak gerçekten çok önemli. Neyse ki ben soruyu anladım ve “5 gün önce de İstanbul’daydım, annemle birlikte şehri geziyordum” dedim. Sonrasında “Annenizin en sevdiği bir yer var mı?” diye sordu. Ben de Taksim İstiklal Caddesi’ni sevdiğini; geniş, hareketli ve canlı bir yer olduğunu söyledim.
Daha sonra çocukluğumdan bahsetmemi istedi. “Nasıl bir çocukluk hayatın vardı?” diye sordu. Ben de Y kuşağından olduğumu söyledim ama “Y” harfini yanlış telaffuz ettim. Beni düzeltti, gülümsedi. Ben de “Kusura bakmayın, my mistake” dedim ve devam ettim. Çocukken hep dışarıda olduğumuzu, eve zor girdiğimizi, dışarıda oyun oynayan son nesil çocuklardan biri olduğumuzu anlattım. Şimdiki çocukların ise daha çok tablet ve benzeri cihazlarla vakit geçirdiğini söyledim.
Bunları örneklerle anlatınca karşımdaki kişinin İngilizcemi artık daha iyi değerlendirdiğini hissettim. Zaten o andan sonra ortam mülakattan çok sohbete dönüştü. “Evet, çok haklısın” gibi karşılıklar verdi. En sonunda da “Tanıştığıma çok memnun oldum” dedi ve çıktım.
Ardından görevli geldi ve mülakatımın olumlu geçtiğini, kurul mülakatı için başka bir odada beklemem gerektiğini söyledi. Ben içeri girmeden önce İngilizce mülakatta elenen insanları görmüştüm. Bu yüzden çok gergin girmiştim. Ama aslında sakin kalmak ve soruyu anlamaya odaklanmak gerekiyor. İnanın, en önemli nokta soruyu doğru anlamak. Çünkü cevabı eksik ya da hatalı verseniz bile kendinizi yine bir şekilde ifade edebilirsiniz. Gramer konusunda da aşırı kasmayın; önemli olan iletişimin akması.
Kurul mülakatı için ise ne söylesem az kalır. Çünkü çıkan kişilere “Ne sordular, neler dediler?” diye soruyorduk. Herkes farklı şeyler anlatıyordu. Sonra fark ettik ki kimseye birebir aynı sorular sorulmuyor. Yani içeride sizi neyin beklediği tamamen sürpriz.
Tabii ki sizi tanımaya yönelik sorular geliyor; “Kendinden bahset” gibi sorular neredeyse kesin. Ama sonrası tamamen değişebiliyor. Sorularla sizi zorlayabiliyorlar, bazen baskı kurabiliyorlar. Bir yandan da verdiğiniz tüm cevapları bilgisayara not alan bir görevli oluyor.
Ben iş hayatımda karşılaşıp çözdüğüm bir soruya dair bir örnek anlattım. Onlar da bunu bilgisayara yazdı. Sonra durup “Daha iyi bir örnek geldi aklıma, onu anlatabilir miyim?” diye sordum. Onlar da “Ne yazık ki cevabınızı zaten kaydettik” dediler. Yani cevaplarınızı sonradan değerlendirmek üzere kayıt altına alıyorlar.
Herkes için hayırlısı olsun arkadaşlar.
Moderatör tarafında düzenlendi:
Oyla
0
