Bu yazıyı karalama yapmak için değil, yaşanmış bir süreci bilinsin diye yazıyorum. Yaklaşık 500 kişi, 2 sezon boyunca aynı döngünün içinde kaldık. Gir–çık, umut–bekleyiş, düzen kur–düzen boz… Sonunda ortada kalan insanlar.
İlk sezonda işe başladık. Sezon sonunda kadroya bırakılmadık ancak bize teşekkür belgeleri verildi, “seneye çağıracağız, çağırdığımızda kadroya bırakacağız” denildi. Buna güvenildi. İnsanlar buna göre plan yaptı.
Ardından 6 ay işsiz kalındı. Beklendi. Umut edildi.
Sonra tekrar sezona çağırıldık. Aynı kişiler, aynı emek, aynı tempo.
Sezon bittiğinde ise bu kez hiçbir açıklama yapılmadan, hiçbir gerekçe sunulmadan apron kartlarımız alındı ve kapı önüne konulduk. Ne bir bilgilendirme, ne bir açıklama, ne bir muhatap.
Bu artık işten çıkarmak değil, insanların hayalleriyle oynamaktır.
Bu süreci yaşayan kişi sayısı yaklaşık 500.
Bu 500 kişi sadece maddi değil, psikolojik bir travma yaşadı.
Düzen kurup yıkılan, umutlanıp boşa düşen yüzlerce insan.
Kendi adıma şunu da eklemek isterim:
Çalıştığım süre boyunca hata kaldırmayan, sorumluluğu yüksek ve dikkat gerektiren bir birimde görev aldım. Operasyonel açıdan ciddi disiplin gerektiren bu görevde işimi eksiksiz ve düzenli şekilde yürüttüm. Çalıştığım tüm dönemlerde amirlerim ve yöneticilerim tarafından memnuniyetle karşılandım, sorumluluk alan ve işini sahiplenen biri olarak değerlendirildim. Buna rağmen sonuç değişmedi.
Antalya TGS’de bu durum artık tekil bir istisna değil, alışılmış bir işleyiş:
O yüzden açık açık söylüyorum:
Sakın ama sakın Antalya istasyonuna başvurmayın.
Başvuracaksanız diğer istasyonları (İstanbul, İzmir vb.) deneyin. Zaten bu süreci yaşayan yaklaşık 500 kişinin büyük kısmı da bu istasyonlara yönelecek, çünkü oralarda kadro ihtiyacı var. Bu da şu anlama geliyor:
Bu sene başvurularda tecrübelilerin altında ezilme ihtimaliniz çok yüksek.
Eğer yine de mülakatlara girmeyi düşünüyorsanız:
Aksi halde bu sistemde tutunmak zor.
Bu yazı bir sitem değil, uyarıdır.
Yaşanmışlıktır.
Bedeli hem maddi hem psikolojik olarak ödenmiş bir tecrübedir.
İlk sezonda işe başladık. Sezon sonunda kadroya bırakılmadık ancak bize teşekkür belgeleri verildi, “seneye çağıracağız, çağırdığımızda kadroya bırakacağız” denildi. Buna güvenildi. İnsanlar buna göre plan yaptı.
Ardından 6 ay işsiz kalındı. Beklendi. Umut edildi.
Sonra tekrar sezona çağırıldık. Aynı kişiler, aynı emek, aynı tempo.
Sezon bittiğinde ise bu kez hiçbir açıklama yapılmadan, hiçbir gerekçe sunulmadan apron kartlarımız alındı ve kapı önüne konulduk. Ne bir bilgilendirme, ne bir açıklama, ne bir muhatap.
Bu artık işten çıkarmak değil, insanların hayalleriyle oynamaktır.
Bu süreci yaşayan kişi sayısı yaklaşık 500.
Bu 500 kişi sadece maddi değil, psikolojik bir travma yaşadı.
Düzen kurup yıkılan, umutlanıp boşa düşen yüzlerce insan.
Kendi adıma şunu da eklemek isterim:
Çalıştığım süre boyunca hata kaldırmayan, sorumluluğu yüksek ve dikkat gerektiren bir birimde görev aldım. Operasyonel açıdan ciddi disiplin gerektiren bu görevde işimi eksiksiz ve düzenli şekilde yürüttüm. Çalıştığım tüm dönemlerde amirlerim ve yöneticilerim tarafından memnuniyetle karşılandım, sorumluluk alan ve işini sahiplenen biri olarak değerlendirildim. Buna rağmen sonuç değişmedi.
Antalya TGS’de bu durum artık tekil bir istisna değil, alışılmış bir işleyiş:
- Sezonluk çalıştır
- Umut ver
- İnsanlara düzen kurdur
- Sezon bitince hiçbir açıklama yapmadan dışarı bırak
O yüzden açık açık söylüyorum:
Sakın ama sakın Antalya istasyonuna başvurmayın.
Başvuracaksanız diğer istasyonları (İstanbul, İzmir vb.) deneyin. Zaten bu süreci yaşayan yaklaşık 500 kişinin büyük kısmı da bu istasyonlara yönelecek, çünkü oralarda kadro ihtiyacı var. Bu da şu anlama geliyor:
Bu sene başvurularda tecrübelilerin altında ezilme ihtimaliniz çok yüksek.
Eğer yine de mülakatlara girmeyi düşünüyorsanız:
- Gerçekten çok spesifik bir yeteneğiniz olsun
- Ya sizi net ayıran bir özelliğiniz olsun
- Ya da açık konuşalım, çok sağlam bir referansınız / torpiliniz olsun
Aksi halde bu sistemde tutunmak zor.
Bu yazı bir sitem değil, uyarıdır.
Yaşanmışlıktır.
Bedeli hem maddi hem psikolojik olarak ödenmiş bir tecrübedir.